16 Şubat 2009 Pazartesi

rüzgâr (III)

;rüzgârım yine dışarıda beni çağırıyor, bense korkuyorum yalnızlıktan daha çok üşümekten; sinmişim. Kuytu sığınaklardan, çift camların ardından bakıyorum. O ise bana ulaşmanın bir yolunu buluyor yine. Ve fısıldıyor; gel diyor gel. Bende gitmek istiyorum ama beni bırakmıyor kendim. Korkuyor, korkuyorum. Sinmişim kuytularda, sönmüşüm uykularda, gafletin eline düşmüşüm. İmanımda kalmış sade bir kıvılcım, bir çınkı. Bir ara kapıyı aralıyorum dışarı çıkar gibi yapıyorum. Olmuyor, sanki üşüyorum, gerisin geri gidiyor ayaklarım. Üşüyorum. İçimdeki kıvılcım harlanıyor, içimdeki kıvılcım narlanıyor. İçimdeki kıvılcım darlanıyor. Sığmıyor göğsüme ve kapı aralanıyor…

Dışarıdayım ve üşüyorum içimse yanıyor. Korkuyorum sallanan gölgelerden, üşümekten korkmadığım kadar. Yürüyorum bilinçsiz fakat şuurlu. Bir sokak lambasının altında bekliyorum. Sanki ansızın çıkıp gelecekmiş gibi ilelebet beklediğim. Kollarımı açıyorum ve şuursuz hareketler yapıyorum. Şekilsiz sandığım daireleri çizerken kontrolü kaybediyorum. O beni sarıyor, sarmalıyor yerimden oynatıyor, uçar gibi oluyorum sanki bir an. İşte sadece bir an. Zamanı sonsuza bölmek istiyorum o bir anı ebedi kılmak için. Olmuyor yapamıyorum. Birden başım dönüyor. Sonra yerçekimini fark ediyorum bir taş gibi ağırlaşıyor bedenim, bir külçe gibi yığılıyorum. Dışımın soğuğu içimin ateşine galebe. ..

Bir yangından kaçar gibi ama takatsiz; soğukta uyuşan sürüngenler gibi ağır ve ruhsuz içeri sürüklenirken bedenim, içimden cılız ama kararlı bir ses yükseliyor. Zaten cılız-ama kararlı- çıkan sesimin tamamına yakını boğazımda düğümleniyor. Orada öylece kalıyor. Yutkunamıyorum ve konuşamıyorum. Boğulacak gibi oluyorum. Gözlerime bir ağrı giriyor. Ellerimi yüzüme kapatıyorum. Güçlükle aranıyor dudaklarım ve mırıldanıyor:

Rüzgârım, vuslat ne zaman?

0 yorum:

online