
yukarıdaki fotoğrafta Afşin-Elbistan Termik Santrali A Ünitesi görülüyor.
Türkiye’nin en zengin linyit yatakları bu topraklarda. Haliyle Türkiye’nin en büyük termik santrali de bu topraklarda. Elektrik ihtiyacının yaklaşık %15’ini karşılıyor ve zamanla daha da artacak.(B ünitesi devreye girdi, C,D,E yolda) Ülkemizin bu linyitlerden ve santralden kazandıkları şüphesiz tartışılamaz.
Peki ya kaybettiklerimiz?!!!!
Bu santral üretime başladığından beri(yaklaşık19 yıl) filtresiz çalışıyor. Bunun direkt etkileri bölgedeki popülasyonlarda bariz olarak görülebiliyor.
Zira bölgede kanser vakaları ortalamanın kat kat üzerine çıkıyor. Hava kirliliği kabul edilebilir düzeyden nerdeyse on kat fazla ve kalıcı iklim değişiklikleri söz konusu oluyor. Bu kirlilik bitkiler üzerinde de kendini hissettiriyor ve tarımsal verimliliği azaltıyor(Elbistan ovası Türkiye’nin 4. büyük ovası; buna Afşin arazilerini de eklersek bu oran daha da artar). Benim bizzat tanık olduğum çocukluğumun o güzel günlerinin, tadına doyum olmayan üzüm bağlarının artık olmayışı. Bu çok acı. Belki onlarca daha termik santral yapabiliriz ama artık o bağlar yok, geri gelmeyecek.
Ayrıca santral su ihtiyacı için Hurman çayı ve Ceyhan nehrinden yararlanıyor. Şu durumda dahi bu suların bizzat barındırdığı popülasyon ve beslediği verimli topraklar tehdit altında. Diğer üniteler devreye girdiğinde neler olacağını ise düşünmek bile istemiyorum.
Her şeye rağmen az da olsa içimizi soğutan B ünitesinin filtreli olması ve A ünitesine de filtre takılmasının gündeme gelmesi.
Peki ülkemize hem endüstriyel hem de tarımsal olarak bu denli katkıları olan topraklarımıza 19 yıldır neden bir filtreyi bile çok görmüşüz.???
İşte size küresel ısınma.
Modern dünyamızda bir çok şeyi arz- talep ilkesine göre seri üretebiliyoruz. Ama aslında üretmiyoruz, tüketiyoruz. Çünkü ağaçlar seri üretimle üretilmiyor.( ama gayet mahir bir şekilde seri tüketiliyor.) Nesli tükenen bir kuşu seri üretimle çoğaltıp yaşatamıyoruz. Üzüm bağları fabrikadan çıkmıyor. Ama isterseniz dijital çağımız sayesinde ekran karşısında koltuğunuza kurulup nesli tükenen canlıların belgesellerini, yok edilen ormanları, bağ bozum günlerini seyrederek nostalji yapabilir yada internetin sınırsız dünyasında sörf yaparken yine nesli tükenmiş kuşların vesair canlıların en güzel fotoğraflarına bakabilir, kuruyan göllerin, kirlenen yada tamamen yok olan sularımızın eski hallerini görüp nostalji yaşabilirsiniz.
Bir çok güzelliğimiz artık nostalji ve birçoğu da yarın öyle olacak. Ne dersiniz???
Kime ne anlatıyorum? Derdim ne benim? Neyi değiştirebileceğim? Benimkisi sadece bir çığlık, bir haykırış, duyanlara
Kazandık ve kaybettik.
Kazanıyoruz ve kaybediyoruz……..
Türkiye’nin en zengin linyit yatakları bu topraklarda. Haliyle Türkiye’nin en büyük termik santrali de bu topraklarda. Elektrik ihtiyacının yaklaşık %15’ini karşılıyor ve zamanla daha da artacak.(B ünitesi devreye girdi, C,D,E yolda) Ülkemizin bu linyitlerden ve santralden kazandıkları şüphesiz tartışılamaz.
Peki ya kaybettiklerimiz?!!!!
Bu santral üretime başladığından beri(yaklaşık19 yıl) filtresiz çalışıyor. Bunun direkt etkileri bölgedeki popülasyonlarda bariz olarak görülebiliyor.
Zira bölgede kanser vakaları ortalamanın kat kat üzerine çıkıyor. Hava kirliliği kabul edilebilir düzeyden nerdeyse on kat fazla ve kalıcı iklim değişiklikleri söz konusu oluyor. Bu kirlilik bitkiler üzerinde de kendini hissettiriyor ve tarımsal verimliliği azaltıyor(Elbistan ovası Türkiye’nin 4. büyük ovası; buna Afşin arazilerini de eklersek bu oran daha da artar). Benim bizzat tanık olduğum çocukluğumun o güzel günlerinin, tadına doyum olmayan üzüm bağlarının artık olmayışı. Bu çok acı. Belki onlarca daha termik santral yapabiliriz ama artık o bağlar yok, geri gelmeyecek.
Ayrıca santral su ihtiyacı için Hurman çayı ve Ceyhan nehrinden yararlanıyor. Şu durumda dahi bu suların bizzat barındırdığı popülasyon ve beslediği verimli topraklar tehdit altında. Diğer üniteler devreye girdiğinde neler olacağını ise düşünmek bile istemiyorum.
Her şeye rağmen az da olsa içimizi soğutan B ünitesinin filtreli olması ve A ünitesine de filtre takılmasının gündeme gelmesi.
Peki ülkemize hem endüstriyel hem de tarımsal olarak bu denli katkıları olan topraklarımıza 19 yıldır neden bir filtreyi bile çok görmüşüz.???
İşte size küresel ısınma.
Modern dünyamızda bir çok şeyi arz- talep ilkesine göre seri üretebiliyoruz. Ama aslında üretmiyoruz, tüketiyoruz. Çünkü ağaçlar seri üretimle üretilmiyor.( ama gayet mahir bir şekilde seri tüketiliyor.) Nesli tükenen bir kuşu seri üretimle çoğaltıp yaşatamıyoruz. Üzüm bağları fabrikadan çıkmıyor. Ama isterseniz dijital çağımız sayesinde ekran karşısında koltuğunuza kurulup nesli tükenen canlıların belgesellerini, yok edilen ormanları, bağ bozum günlerini seyrederek nostalji yapabilir yada internetin sınırsız dünyasında sörf yaparken yine nesli tükenmiş kuşların vesair canlıların en güzel fotoğraflarına bakabilir, kuruyan göllerin, kirlenen yada tamamen yok olan sularımızın eski hallerini görüp nostalji yaşabilirsiniz.
Bir çok güzelliğimiz artık nostalji ve birçoğu da yarın öyle olacak. Ne dersiniz???
Kime ne anlatıyorum? Derdim ne benim? Neyi değiştirebileceğim? Benimkisi sadece bir çığlık, bir haykırış, duyanlara
Kazandık ve kaybettik.
Kazanıyoruz ve kaybediyoruz……..

0 yorum:
Yorum Gönder